14 Mart 2011 / TÛBA KABACAOĞLU “Gün geçtikçe plastik ‘vazgeçilmezimiz’ oluyor. Buna bir ‘dur’ denmeli. Ben de kralın çıplak olduğunu söylüyorum.” diyor Prof. Dr. Hamdi Temel. Biz de kendisine kralın bu hale nasıl geldiğini ve neler yapmamız gerektiğini sorduk.

 

‘Alışverişe gittiğimizde hep dikkatimi çekiyordu. Eşim, aldığımız yiyecekleri gereğinden fazla poşete koyuyordu her seferinde. Ne yapacağını sorduğumda da ‘Çöp poşeti olarak kullanacağım.’ diyordu. Fakat eve gidene kadar poşetler ya yırtılıyor ya da altları kirlendiği için kullanılamaz hâle geliyordu. Bundan dolayı her market dönüşü bir sürü poşeti çöpe atıyorduk. Çevremdeki hemen hemen herkesin de böyle yaptığını gözlemledim. Yaşadığımız dünyaya bu yolla çok zarar veriyorduk. Bu hayati meseleyi araştırmaya başladım. Yerli ve yabancı kaynaklardan önemli bilgiler edindim. Önce liselere gidip naylon poşet kullanımına neden karşı çıktığımı anlattım. Çeşitli şehirlerde konferanslar verdim. Belediyeler aracılığıyla her geçen gün daha çok kişiye ulaşma imkânım oldu. Şimdi de ‘Naylon Aşkı Öldürür!’ kitabımla derdimi anlatmaya çalışıyorum.”

Bu minik hikâye Diyarbakır Dicle Üniversitesi (DÜ) Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Kimya Bölümü Öğretim Üyesi ve Fen Bilimleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Hamdi Temel’e ait. Temel, kendisi alanında başarılı akademisyenlerden. Çevreye karşı da çok duyarlı. Çevre Bilincini Geliştirme Derneği’nin kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı. Prof. Dr. Temel’le ‘Naylon poşetleri hayatımızdan nasıl, niçin çıkarmalıyız?’ sorusu ve yeni kitabı üzerine konuştuk…

‘Naylon Aşkı Öldürür!’ kitabının ilk sayfalarını okurken ‘Yok canım o kadar da değildir’ diyorsunuz. Konu ilerledikçe de yaşamımızın ne kadar yapaylaştığını anlıyor ve biraz da umutsuzluğa kapılıp ‘Hangi birini hayatımdan çıkarayım ki’ diye mırıldanıyorsunuz. Prof. Dr. Hamdi Temel genel anlamda günlük yaşantımızdan da örnekler vererek naylon hayranlığımızın bizi öldüreceğini iddia ediyor. Gerekçesi ise elbette ki makul: “Bugün bir bebek, doğduğu andan itibaren, altına bağlanan bezle birlikte naylonla temasa geçiyor. Ne acıdır ki, bir insanın otalama ömrü 70-80 yılken, hem bebek bezinin hem de o bezi eve taşımak için kullanılan naylon poşetlerin ömrü 400-1000 yıl arasında. İnsan doğuyor, büyüyor, yaşlanıp ölüyor, topraklaşıyor ama naylon yüzyıllar boyunca ‘yok’ olmadan sinsi sinsi zarar vermeye devam ediyor.”

Dünyada ortaya çıkarılan ilk sentetik madde naylon. 1930’da Amerikalılar buluyor onu. Polietilenden (petrol türevi madde) üretilen naylon poşetler ilk kez 1955’te Amerika’da kullanılıyor. 1970’ten sonra da hızla tüm dünyaya yayılmaya başlıyor. Ülkemize 1980’lerin sonunda geliyor. Bu ‘yenilik’ toplumumuza ‘uygarlık göstergesi’ şeklinde lanse edildiği için de kısa sürede kabul görüyor. Bu vesileyle de pazar fileleri, bez torbalar, kese kâğıtları hayatımızdan hızla çıkıyor.

Gelinen noktaya bakıldığında, her yıl dünyada yaklaşık 1 trilyondan fazla naylon poşet (değişik boyutta) tüketiliyor. Bunlar için yaklaşık 250 milyon ton plastik harcanıyor. Yeryüzüne çıkarılan petrolün yüzde 4’lük bir kısmı da plastik üretimi için kullanılıyor. Mesela İstanbul’da 3 bin market var. Beş kişiden birinin günlük ihtiyacını karşılamak için her gün markete gittiği ve ortalama 3 poşetle eve döndüğü düşünüldüğünde 1 günde kullanılan poşet sayısı 11 milyon 250 bin adet. Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre 4 kişilik bir ailenin yıllık poşet tüketimi 1460 adet civarında. Peki, naylon poşetleri bu kadar benimsemiş, vazgeçilmezimiz yapmışken şimdi neden onlardan kurtulmamız gerekiyor?

Çünkü, plastik petrol kökenli. Bundan dolayı da yüksek oranda kanserojen madde içeriyor. Naylon poşetler sadece çöp ve kirlilik oluşturmuyor. Üretim sürecinde suyumuzu tüketiyor, nehirlerin rejimini bozuyor, depolama sürecinde ciddi maliyetler ortaya çıkarıyor. Doğal yaşam ortamlarına verdiği zararla tüm hayvan türlerinin hayatını olumsuz etkiliyor. Bazılarının da neslinin tükenmesine sebep oluyor. ‘Plastik poşetleri hadi yeniden kazanalım’ desek bu sefer de büyük bir maliyet ortaya çıkıyor. Kimse de bu maddi yükün altına girmek istemiyor. Diyelim ki, geri kazanımlı plastik torbalar dönüştürüldü. Bu sefer de onlardan üretilen plastik eşyalar, oyuncaklar, torbalar sağlığa zarar veriyor. Plastik torbalar yok edilmek için çöplüklerde yakıldığında ise çevreye ölümcül gazlar salınıyor. Kendi hâline bıraktığımız plastik torbalar da ışık altında kimyasal çözülmeye uğruyor. Zaman içinde daha küçük ve daha zehirli petro-polimerlere (kanserojen) bölünüyor. Toprağı, suyu zehirliyor. Plastik torba atıklarından kaynaklanan mikroskopik zehirli parçacıklar besin zincirine giriyor. Hastalıklar artıyor. Özellikle de kanser. Prof. Dr. Hamdi Temel son yıllarda artan kanser vakalarını ‘aşırı plastik kullanımı’na bağlıyor: “Eğer birileri buna ‘dur’ demezse hem insanlar hem de tabiat mahvolacak. Hayatına çekidüzen vermek konusunda direnenler önce hastanelerin onkoloji bölümlerini ziyaret etmeli. Orada minicik bedeniyle kemoterapi ilaçlarına direnmeye çalışan bebekleri de hayatının baharındaki gençleri de görmek mümkün. Sizce de yolunda gitmeyen bir şeyler yok mu hayatımızda?”

SİYAH POŞETLERİ ELİNİZE BİLE ALMAYIN

Naylon poşetlerin zararı nereden bakarsanız bakın aynı. Her hâlükârda kullanımından kaçınmak elzem. Fakat haftalık sebze-meyve ihtiyacını semt pazarlarından karşılayan aileler için iki kat risk söz konusu. Çünkü pazar esnafı maliyeti daha düşük olduğu için siyah, kalın poşetlere koyarak yiyecekleri satıyor. Birçok hanım da sebze-meyveyi tüketene kadar bu torbalarda tutuyor. İşte sorun da burada… Çünkü onlar çöplerden toplanan, işe yaramaz diye atılan her türlü pis malzeme, tıbbi atık, pet şişe ve kova gibi maddelerin toplanıp tekrar işlenmesiyle üretiliyor. Rengi iyice sabitlemek için de kullanılması ‘kesinlikle’ yasaklanmış siyah boya tercih ediliyor. Uzmanlar bu siyah boyanın zaten başlı başına ‘kimyasal bir tehlike’ olduğunu söylüyor. Kimya profesörü Hamdi Temel, siyah poşetlerin sadece toprağa değil, içine koyduğumuz sebze ve meyveler aracılığıyla insan sağlığına da zarar verdiğini anlatıyor.

YÜZDE YÜZ ÇÖZÜLEN POŞET YOK

Hâlbuki Türk Gıda Kodeksi’ne göre hastalık yayma riski bulunduğu ve çevreye, yiyeceğe zarar verdiği için siyah poşetlerin kullanımı yasakmış. Prof. Dr. Hamdi Temel pazar esnafı ve halkla yaptığı ‘siyah poşet’ görüşmelerini şöyle özetliyor: “Bu durum bilinenin aksine pazarcının tercihi değil, halk böyle istiyor. Çünkü vatandaş aldığı yiyeceğin dışarıdan görünmesini istemiyor. Alan var, alamayan var düşüncesiyle.”

Naylon poşetlerin verdiği zararları az çok bilen, duyan, bu konuya duyarlı vatandaşlar vardır. Bundan dolayı büyük süpermarketlerdeki üzerinde ‘Yüzde yüz doğada çözülür’, ‘Biyobozunur poşet’, ‘Çevreye dost poşet’ yazan torbaları görünce içleri rahatlıyor, ‘evde de kullanırım’ düşüncesiyle fazlaca alıyor olabilir. Peki, bu poşetler de acaba gerçekten doğa dostu mu? Prof. Dr. Hamdi Temel, “Hammaddesi plastik olan bir ürün tamamıyla doğa dostu olabilir mi? Herkes bu deneyi rahatlıkla yapabilir. Çevre dostu poşetleri çatılarına veya uygun bir yere koysunlar, 1-2 yıl sonra ne oluyor hep birlikte görelim.” diyor ve bilimsel araştırmaların bizi ‘maalesef yok olmuyor’ cevabına götürdüğünü söylüyor. Ama neden?

‘Naylon Aşkı Öldürür!’ kitabı konuyla alakalı bilim adamlarının araştırma ve tezlerine yer veriyor. Bunlardan ilki Loughborough Üniversitesi tarafından yapılan ve İngiliz Çevre, Gıda ve Köy İşleri Bakanlığı tarafından desteklenen araştırma. Buna göre, biyobozunur poşetler sanıldığı kadar masum değil. Hatta çevreye daha fazla zarar veriyor. Çünkü çok daha hızlı çözünebilmelerini sağlamak için küçük oranlarda katkı maddesi (biyobozunur plastik maddesi) kullanılıyor. Bundan dolayı poşetler geleneksel dönüştürme metotlarına ve kompostlamaya uygunluktan çıkıyor. Bu araştırmayı destekleyen başka bir açıklama da Plastics Europe (Avrupa Birliği Plastik Üreticileri Birliği) Tüketici İlişkileri ve Çevre Direktörü Michael Poulsen tarafından yapılıyor: “Yüzde yüz doğaya karıştığı söylenen poşetlerin çoğu ancak çok özel koşullar altında çözünebiliyor. Bu sistem de dünyanın sayılı çöp toplama ünitesinde mevcut.” Fatih Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölüm Başkanı Dr. Sami Gören de biyobozunur torbaların yapım aşamaları ve hammaddeleri göz önünde bulundurulduğunda hemen hepsinin kanserojen etkiye sahip olduğunu iddia ediyor. Memorial Hastanesi’nde biyokimya uzmanlığı yapan Dr. Nilgün Tekeşin ise çevre dostu poşetlerin aflotoksin içerdiğini belirtiyor: “Bu madde gıdalara temas ettiğinde kansere yol açan cıva, kurşun, kadmiyum gibi zararlı maddeler yiyeceklere geçiyor.”

‘Doğada yüzde yüz çözünür’ yazan poşetlere de bel bağlayamayacağımıza göre, hayatından naylon poşet kullanımını çıkarmış ülke ve şehirlerin izlediği yöntemleri dikkate alabiliriz. Öncelikle dünyanın birçok ülkesindeki süpermarketler naylon poşetten müşterilerini vazgeçirmek için her torba başına fazladan para alıyor. Bunun dışında; San Francisco, Oaklant ve Kaliforniya’daki alışveriş merkezleri ve eczanelerde naylon torba kullanımı tamamen yasak. Avustralya’da süpermarketlerde (2008), Paris’te ise hiçbir yerde plastik torba kullanımına izin yok (2009). İrlanda da bir ‘ilk’i gerçekleştirerek ‘plastax’ isimli naylon poşet kullanım vergisi (20 cent) çıkarmış (2002). Böylece 1,2 milyarlık tüketim oranı yüzde 95 azalmış. Türkiye’de de bazı belediyeler ‘fileye, bez torbaya, kese kâğıdına dönüş’ temalı kampanyalar düzenliyor. Ama henüz ülke genelini kapsayacak bir uygulama hayata geçmiş değil.

Bu konuya hayli kafa yormuş Hamdi Hoca’nın tavsiyeleri önemli: “Öncelikle Çevre ve Orman Bakanlığı bu konudaki sorumluluğunu yerine getirmeli. Gerekli hukuki düzenlemeleri yapmalı, kullanım oranlarını düşürecek önlemler almalı. Genelde naylon poşet tüketimini ülkeler vergiler koyarak çözmüş. Türkiye de 50 kuruş yaparak poşet israfını önleyebilir. Şık naylon torbaların kullanımına özel vergiler getirilebilir. Devlet eliyle büyük reklamlar yapılmalı, konferanslar düzenlenmeli, halkımız bilinçlendirilmeli, basın-yayın organları bu konuda etkili haberler yayımlamalı. Şimdilik apartman yöneticilerimiz binaların önüne geri dönüşüm kutuları koymalı ve belediyelerle işbirliği yaparak atıkların buraya boşaltılması sağlanmalı.”

Yukarıdakiler kamusal alanda yapılabilecek uygulamalar. Peki bizler, ilgi duyup bu haberi okuyanlar ne yapabiliriz? Prof. Dr. Hamdi Temel’in hesaplarına göre, bir kişi haftada yalnızca iki poşet daha az kullansa yılda 100 poşetin tabiata zarar vermesini engelliyor. Bunu 4 kişilik bir aileye formülize ettiğinizde sonuç 400’e çıkıyor. Bu sonuç başlangıç için sizce de iyi değil mi?

 

Hayatımızdaki diğer plastikler ve zararları

Plastik tabak-bardak-kaşık-çatal: Plastik malzemeler ile yapılmış araç ve gereçlerin sıcak içecek-yiyeceklerle tüketilmemesi gerekiyor. Çünkü 70-90 derece sıcaklık polimer (plastik) malzemeyi ısı etkisi ile çözerek monomerlerine ayırıyor. Bunlar da ‘tehlikeli kanserojen’ şeklinde nitelendiriliyor.

Köpük bardaklar: Köpük de polimer bir malzeme. Gözenekli yapısı sebebiyle ısıl müdahalelere dayanıklılığı daha yüksek gibi gelse de 100 derecedeki sıvılar da bu materyalin (polistiren) çözünmesini sağlıyor. Yine monomerler sıvıya geçiyor. Oral yolla bünyeye toksik (zehirli) madde alımı gerçekleşiyor.

Su ve gazlı içeceklerin plastik şişeleri: Geri dönüşsüz (iade edilmeyen) plastik kap ve şişeler polietilen (PET) ve polivinilklorür (PVC) diye bilinen polimerlerden; iadeli kap ve damacanalar ise polikarbonat adı verilen polimerik malzemelerden yapılıyor. Polimerler üretilirken öncelikle sağlık açısından ‘çok riskli’ hammaddeler ile yola çıkılıyor. Hatta polikarbonatın üretimindeki hammaddelerden biri de fosgen. Fosgen kimyasal silah yapımında kullanılıyor. Suyla etkileşimi minimal düzeyde olacak şekilde üretilse de yumuşak (memba) suyu iyi bir çözgen. Asitli içeceklerde ise çözücü karakter daha baskın. Bundan dolayı tüketiciler uzun süre bu kapların içinde kalmış ürünleri tüketmemeli.

Streç film: Polimerik malzeme olduğu için dikkatli kullanılmalı. Yemeklere karışmaması, ısıtılma ve pişirme esnasında kapların iç yüzeyinde bulunmaması sağlık açısından çok önemli.

Poşet çaylar: Alacağınız poşet çayın malzeme niteliği çok önemli. Gözenekli poşet polimer lifli ya da elyaf bir yapıya sahip olmamalı, metal zımba kullanılmamalı. Yoksa, başta karaciğer, böbrek olmak üzere vücuttaki değişik organ ve dokuların yapısı olumsuz etkilenip bozuluyor. Metal zımba normal sürenin üzerinde suda beklediğinde de ‘ağır metal iyonu maruziyeti’ ortaya çıkıyor, vücutta metal birikiyor, karaciğer, beyin ve akciğerde çeşitli hastalıklar meydana geliyor.

Biberonlar, gıda ambalajları: Plastik kaplarda bulunan, ürünü sağlamlaştırmak ve ömrünü uzatmak için kullanılan Bistefol A (BPA) konserve, kutu meyve suyu, süt, damacana gibi ambalajları astarlayan kimyasalın bir içeriği. Plastiklerin içinde BPA olup olmadığını anlamak için tabanına bakmanız yeterli. Genelde ‘geri dönüşümlü’, tabanı ‘7’ ile işaretlenmiş plastikler BPA içeriyor. Ayrıca 3 (PVC) VE 6 (polistiren) ile tanımlanan plastiklerin de zararlı kimyevi maddeleri geçirdiği biliniyor. Türkiye’de satılan biberonların büyük bir kısmında da BPA bulunuyor. Çocuğunuza ürün satın alırken kutu üstünde muhakkak ‘BPA yoktur’ yazısını arayın. Bebeklerin yetişkinlere oranla bu zararlı maddeden 10 kat daha olumsuz etkilendiğini unutmayın. Sindirim sistemi-bağışıklık sistemi bozuklukları, obezite, nörolojik sorunlar, hiperaktivite, kalp hastalığı, meme kanseri, kısırlık gibi sağlık sorunlarına yol açan BPA’lı ürünler arasında spor malzemeleri, tıbbi cihazlar, damacanalar, saklama kapları, plastik araç-gereçler de bulunuyor.

Oyuncaklar: Geri dönüşümlü plastiklerden üretilen oyuncaklar da çocukların sağlığını olumsuz etkiliyor. Prof. Dr. Hamdi Temel bu çok ucuz ürünleri ‘enfeksiyon ve bulaşıcı hastalık kaynağı’ diye tanımlıyor. Mikroorganizmanın vücuda giriş yerine göre; ciltte mantar, dermatit, fronkül ve impetigoya; gözde konjektivit ve oftalmite; ağızda afta, bağırsakta parazitlere ve hepatite sebep oluyor. Kullanılan uygunsuz plastik ve boyalar kanserojen etki gösteriyor. Ebeveynler ürün satın alırken muhakkak TSE belgelileri tercih etmeli. Bir de oyuncak poşetinden çıkarıldığında asla ağır petrol kokusu gelmemeli. Plastik yerine ağaçtan yapılmış oyuncaklar tercih edilmeli.