Geçenlerde bir arkadaşım; “Plastik atıklar üzerine neden bu kadar çok gidiyorsun?” diye biraz serzenişte bulunmuştu. Bazen bende düşünmüyor değilim doğrusu. Çünkü plastik atıklar üzerine yaptığımız akademik çalışmalarımız ya da köşe yazılarımız bazılarının hoşuna gitmiyor. Eleştiriler alıyoruz, mesleğimiz sorgulanıyor, sevenlerimizin sayısı kadar sevmeyenlerimizin sayısı da artıyor. Ama ne yaparsınız işte, konu sağlığımız ve çevremiz olunca kendimi durduramıyorum. Yine bildiklerimi söylüyorum, galiba söylemeye de devam edeceğim. Doğru bildiklerimden ve ilkelerimden hayatım boyunca hiçbir zaman taviz vermedim ki. 

Bu konunun ne kadar önemli olduğunu geçenlerde www.yesilist.com web sayfasında “Plastik her yerde: Deniz tuzu içeren ürünlerinde plastik kalıntıları bulundu!” adlı makaleyi okuyunca daha iyi anladım. Üzerinde durduğumuz ve gündeme getirdiğimiz konu düşündüğümüzden çok daha önemli. Gün geçtikçe de tehlikeli farklı bir boyutta yine karşımıza çıkıyor. Eğer önlem alamaz isek, geri dönüşümü olmayan tehlikeli sonuçlarına ileride katlanacağız. Makalelerinde şöyle yazıyor;

“Boşuna ne ekersen, onu biçersin dememişler. İnsanlığın doğayı hunharca kirlettiği plastik atıklar, deniz ve okyanuslara karıştıktan sonra yemek masalarına geri dönüyor” başlığı ile sunuyor. “Her yıl insanlar 13 milyon ton plastiği deniz ve okyanuslara atıyor. Yüz kremlerinde, diş macununda bulunan mikroplastikler ile beraber, poşetler gibi tek kullanımlık plastik kaplar okyanuslarda 5 milyar âdete ulaşmış durumda. Bu plastik atıkların %92’si 5 mm boyunda ve çoğu deniz canlısı beslenmeleri sırasında bu parçacıkları da yutuyor”.

Kozmetik sektörünü hiç bu şekilde düşünmemiştim. Yazı ilginç bir şekilde şöyle devam ediyor;

“Bu mikroplastiklerin bize en kolay şekilde ulaştığı nokta besin zinciri. Kriller gibi minik deniz canlılarının yuttuğu plastikler, en üst noktadaki somon gibi avcı balıklara kadar ulaşıyor. Ama şimdi yeni bir çalışma deniz mahsulleri haricinde de bu plastiklerin yemek masamıza geldiğini gösteriyor.”

Daha önce “bilmeden hayvan katili olmayalım” diye sloganlaşmış cümlelerimiz vardı. Bilimsel çalışmalarda da ne derece söylemlerimizin doğru olduğu görülüyor.

Köşe yazısına devam edelim;

“Nature bilimsel araştırma dergisinde yayınlanan çalışma, 8 ülkeden 16 deniz tuzu markasını incelemiş. Bu deniz tuzlarının suda çözündükten sonra geriye kalan parçacıkları inceleyen araştırma, geride kalan 72 maddeden 30’unun plastik, 17’sinin daha önceden plastiğe ait olan pigment, 4’ünün ise toz parçacığı olduğunu gösteriyor. Analizler plastiklerin neredeyse hepsinin denizden geldiğini gösteriyor. Avustralya, Fransa, Japonya, Malezya, Portekiz ve Güney Amerika’dan seçilen ürünlerden sadece Fransa’dan gelen bir markada plastik kirliliği bulunmamış. Araştırmayı yapan uzmanlar, deniz mahsullerinde ve deniz tuzunda bulunan plastiklerin sağlığa zararının şimdilik minimal düzeyde olduğunu belirtse de, giderek artan plastik kirliliği göz önünde bulundurulduğunda bu mikroplastiklerin insan sağlığına zararlarının daha büyük boyutlara ulaşacağını belirtiyorlar.” (kaynak: http://www.yesilist.com/plastik-her-yerde-deniz-tuzu-iceren-urunlerinde-plastik-kalintilar-bulundu/).

Değerli okuyucularım, masalarımızdaki yemeklerimize kadar ulaşan bu mikroplastikler konusu çok önemli ve bu konuya çok daha duyarlı olmamız gerekiyor.  Alternatif çözüm önerileri hızlıca hayata geçirilmeli. Geri dönüşüm ünitelerine önem verilmeli ve şuursuzca çevreyi kirletenlere ağır yaptırımlar uygulanmalı. Yemeklerimize kadar giren bu plastik atıklardan kurtulma zamanı geldi de geçiyor bile…